tevhid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tevhid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.4.18

MÜCMEL SELEFİ SÂLİH AKÎDESİ Şeyh Salih bin Fevzan

MÜCMEL SELEFİ SÂLİH AKÎDESİ
Her kimin itikadı, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve ashabının itikadlarına muvafık olursa, şüphesiz ki o kimse, Allah'ın azabından necat bulur ve Cennete girer. Bunun için, bu akîdeye iltizam eden ve bu akîde üzere sebat eden fırka, "Fırka-i Naciyye (Kurtulan Fırka)" olarak adlandırılmıştır.

Bu fırkanın bu isimle adlandırılmasının sebebi onun, Allah (azze ve celle)'nin azabından kurtulmuş olmasına râcidir. İşte o, yetmişüç fırka arasından bir fırkadır. Diğer fırkalar ise Ateş'tedir -(bundan) Allah'a sığınırız-.

O halde Fırka-i Nâciyye, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den ve Sahabesinden başlayarak Saat'in kıyamı ânında bu Muhammedî ümmetin âhirinin nihayetine kadar her zamanda, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tır.



okumak için (e-kitap) lütfen tıklayın:*
indirmek için lütfen tıklayın:

*e-kitap sitesinde reklam çıkabilir, üst sağdan veya alttan kapatabilirsiniz!

27.1.16

TEVHİD VE KISIMLARI Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin

TEVHİD 
VE 
KISIMLARI
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin

İbadet ancak Allah ( azze ve celle) için yapılırsa sahîh olur. 

Ulûhiyet tevhîdini ihlâl eden kimse, -rubûbiyet tevhîdi ile isim ve sıfat tevhîdini ikrar etse bile- müşriktir, kâfirdir. 

Şayet bir adam, Allah (subhanehu ve teala)'nın yaratıcı olduğuna, mâlik olduğuna, tüm işleri idare edici olduğuna, O (subhanehu ve teala)'nın hak ettiği isim ve sıfatların sahibi olduğuna iman etse ama Allah ile beraber başkasına ibadet etse; o kimsenin rubûbiyet tevhîdini ve isim ve sıfat tevhîdini ikrâr etmesi kendisine bir fayda sağlamaz. müellif



Okumak için (e-kitap) tıklayın:
İndirmek için tıklayın:

*e-kitap sitesinde reklam çıkabilir, üst sağdan veya alttan kapatabilirsiniz!

7.7.14

HALİS SELEFÎ AKÎDE - EHLİ SÜNNET VE'L-CEMAAT AKÎDESİ ŞEYH ABDURRAHMAN BİN NÂSIR ES-SA'Dİ



HALİS SELEFÎ AKÎDE
EHLİ SÜNNET
VE'L-CEMAAT
AKÎDESİ
ŞEYH ABDURRAHMAN BİN NÂSIR ES-SA'Dİ


Onlar, Muhammed (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in Allah'ın hidayetle ve bütün dinlere üstün kılmak için hak dinle gönderdiği kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederler.

O (sallAllahu aleyhi ve sellem) mü'minlere nefislerinden daha evlâdır. O (sallAllahu aleyhi ve sellem) nebîlerin hâtemidir/sonuncusudur; insanlara ve cinlere beşîr/müjdeci ve nezîr/uyarıcı olarak, O (celle celaluhu)'nun izniyle Allah'a davetçi ve aydınlatan bir kandil olarak gönderilmiştir. 

Allah, O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'i din ve dünya salâhı için; mahlukatın Allah'a ibadeti/kulluğu (hakkıyla) yapmaları için ve bu hususta O (celle celaluhu)'nun rızkıyla istiane etmeleri için göndermiştir. müellif


okumak için (e-kitap) tıklayın:

indirmek için tıklayın:

7.5.14

GÜNÜMÜZDE SELEFİ SALİHİN GİBİ NASIL OLURSUN?


GÜNÜMÜZDE SELEFİ SALİHİN GİBİ NASIL OLURSUN?

Selef imamlarından el-Evzai (rahimehUllah) der ki: "Sünnetin yolunda sabırlı ol ve senden öncekilerin durduğu yerde sende dur. Onların konuştuğu yerde sende konuş ve onların uzaklaştığı şeylerden sende uzaklaş. Selefi salihinin yoluna uy, onlar için yeterli olan senin içinde yeterlidir."  
(Sahih bir senedle, bknz.: Şerh'il-Usul el-İtikad Ehl'is-Sunne ve'l-Cemaah, el-Lalekai)

"Allah'a giden yolda hakem ve kılavuz, sadece Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'dir, Allah (subhanehu ve teala) bunu en güzel şekilde hayata geçiren Selefi Salihin'i sonradan gelen insanlar için örnek bir toplum yapmıştır. Binaenaleyh Selef'in yolu kurtuluş yoludur."
 İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehUllah)





Okumak (e-kitap) için tıklayın:

İndirmek için tıklayın: 
GÜNÜMÜZDE SELEFİ SALİHİN GİBİ OLURSUN?

24.4.14

SELEF VE HALEF YOLU Şeyhulİslam İbn Teymiyye



  
    SELEF VE HALEF YOLU 
     Şeyhulİslam İbn Teymiyye

Selef'in bütün yapmak istediği şey Allah Resûlu
(sallAllahu aleyhi ve sellem)'e muvafakat üzere bulunmak
olduğu halde nasıl oluyor da onların bu yolunu
bırakabiliyorlar?

Gerçekten de Selef'in sahip olduğu ilim ve imân nâmına
ne varsa hepsi, Allah'ın kendileri karanlıklardan aydınlığa çıkardığı, Aziz ve Hamîd olanın yolu olan Sırat-ı
Müstakîm'e ulaştırdığı şeylerdi, bunu da Nebîleri
(sallAllahu aleyhi ve sellem)'den elde etmişlerdi.






Okumak için (e-kitap) tıklayın:
 

İndirmek için tıklayın:

10.4.14

SÜNNETE GÖRE MESCİDLERDEKİ MİNBER NASIL OLMALIDIR?



SÜNNETE GÖRE MESCİDLERDEKİ MİNBER NASIL OLMALIDIR?

derleyen: Ebu Umeyr bin Muhammed et-Turki


Malumunuz memleketimizde ve sair mıntıkalarda mescidlerdeki minberlerin basamakları yukarıya doğru olabildiğincedir, peki Sünnet'te bunun hükmü nedir?

Suneni Ebu Davud'ta konu hakkında şöyle nakledilmiştir:

عن بن عمر : أن النبي صلى الله عليه وسلم لما بدن قال له تميم الداري ألا أتخذ لك منبرا يا رسول الله يجمع أو يحمل عظامك قال بلى فاتخذ له منبرا مرقاتين
قال الشيخ الألباني : صحيح

İbn Ömer'den: "Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem) yaşlanınca Temim'ud-Dârî kendisine: 'Ey Allah'ın Resûlu! Senin için kemiklerini taşıyacak -veya toplayacak- bir minber ittihaz edeyim mi?' dedi. Buyurdu ki: 'Evet.' Bunun üzerine O'nun için iki basamaklı bir minber ittihaz etti."
(Şeyh el-Elbani hadis için: "Sahihtir" demiştir. Hadis no: 1081)

İmam Taberi Tarih'inde şöyle nakletmektedir: "Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem) insanlara üzerinde hitab etmesi için kendine iki basamağı ve oturmaya yeri olan bir minber yap(tır)mıştır."

Bu rivayetler Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem) için yapılan minberin iki basamaklı olduğunu haber vermektedir. Burada sözü geçen iki basamağın Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in üzerine oturduğu basamağın haricindeki basamaklardır. Bundan dolayı Sünnet'e göre minber üç basamaklı olmalıdır.

Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbani (rahimehUllah) bu konuda şöyle demiştir: "Minberde Sünnet olan üç basamaklı olmasıdır. Fazla olmamalıdır. Üçten fazla olması Emevilerin çıkardığı bir bid'attır. Çoğu yerde safı bölmektedir. Safı bölmekten kaçınmak için mescidin veya mihrabın batısındaki köşeye koymak da (yani günümüzdeki gibi mescidin sağ duvarına bitişik koymak. Derleyen) başka bir bid'attır.

Güneyde ki duvarda, -duvardan merdivenle çıkılan- balkon gibi yapmak da böyledir (bu da mescidin soluna konulan kürsüdür, kiliselerdeki papazların çıktığı yere oldukça benzediği için aslı muhtemelen ordandır, Sünnet'te böyle bir şey yoktur. Derleyen). En hayırlı hidayet Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem)'in hidayetidir." 
(Bknz. "Nebîmiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in Namaz Kılma Şekli" Türkçe "Peygamberimizin Namaz Kılma Şekli" ismiyle muhtelif baskıları)

Binaenaleyh Sünnet'e bağlı "Selefi" mescidlerde müslümanlar sadece üç basamaklı ahşabtan yapılmış minber kullanmaktadırlar. Allah (subhanehu ve teâlâ) İslam aleminde Sünnet'e bağlı "Selefi" mescidlerin sayısını arttırsın ve ümmeti yukarıda konu olan bid'atlardan korusun. Âmin...

18.2.14

SÜNNETE İTTİBAYI EMREDEN 40 AYET VE SELEFİN AÇIKLAMALARI

SÜNNETE İTTİBAYI EMREDEN 40 AYET
VE
SELEFİN AÇIKLAMALARI



Günümüzde müslümanlar grup grup olmuş ve her fırka kendi metoduna, anlayışına ve ayinlerine çağırmaktadır. Yaptıkları bid'atları örtbas edebilmek ve müslümanlar nazarında meşrulaştırabilmek için "bu amel bize gizli bir şekilde nakledildi" veya "ben falancayı rüyamda gördüm ve bana böyle yapmamı emretti" derler, oysa ki din tamamlanmış ve eksik hiç bir şey bırakılmamıştır.


Allah (subhanehu ve teala) bize Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e uymamızı emretmiş O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'de bize uçan kuştan dahi haber vermiştir. Kur'an'da Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e ittibayı emreden bir çok ayeti müşahede edersiniz ve selefin tefsirlerinde ve kitaplarında bunların sıkça tekrarlandığını ve açıklandığını görürsünüz. Bu bilgileri toplamaya çalıştım ve sünnet düşmanlarına karşı silah olarak hazırladım.

Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) doğru yol olan Kurtuluş Fırkasını tavsif ederken şöyle buyurmuştur: "Benim ve ashabımın üzerinde olduğu üzere olandır." Sadece bu vasıfta olan alimlerden alıntılar yaptım, zira bu vasıfta olmayanların bırakın kendilerine ümmete hiç mi hiç faydaları dokunmayacaktır, bilakis kendileri saptıkları gibi kendilerine uyan zavallıları da saptıracaklardır. Bu zevatın kendi aralarında bölük pörçük oldukları halde sünnet ehline düşmanlıklarında birbirleriyle ittifak kurup saldırdıklarını görürsünüz, biz bu güruhun arasında ayrım yapmıyoruz, zira Kurtuluş Fırkasının karşısında hepsi birdir...

okumak (e-kitap) için tıklayın:

5.2.14

SAHİHU SÜNENİ TİRMİZİ'DEN ABDESTE DAİR 40 SAHİH HADİS

SAHİHU SÜNENİ TİRMİZİ'DEN
ABDESTE DAİR
40 SAHİH HADİS


İMAM MUHAMMED BİN İSA ET-TİRMİZİ
ŞEYH MUHAMMED NASİRUDDİN EL-ELBANİ

   Şeyh el-Elbani (rahimehUllah)'ın "Sahihu Süneni Tirmizi" isimli eserini incelerken İmam Tirmizi (rahimehUllah)'ın abdestin evsafını Taharet (Temizlik) Bölümü'nde baştan sona bab bab ele aldığını müşahede ettim. Günümüzde abdestte bile bir çok hatanın yapıldığını gözönünde bulundurursak bu bölümün sahih hadislerinin ehemmiyeti ortaya çıkmış olacak.


 
   Sahih Sünnetin ihyası adına bu hadislerin bir bölümünü burda yayınlıyorum. Hadislerin önünde  ilk  rakam benim ehemmiyetine binaen aldığım hadislerin numarasıdır, ikinci rakam ise hadisin Süneni Tirmizi'de geçen numarasıdır.                                                                                     


okumak (e-kitap) için tıklayın:
 Abdeste Dair 40 Sahih Hadis

indirmek için tıklayın:
Abdeste Dair 40 Sahih Hadis

15.1.14

SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE İMAN SÖZ VE AMELDİR ARTAR VE EKSİLİR


SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE                                          
İMAN
SÖZ VE AMELDİR
ARTAR VE EKSİLİR


İman nedir ve nasıl anlaşılması gerekir? İmanın açıklanması ve anlaşılması mühim olduğu için bu konunun açıklığa kavuşturulması kaçınılmazdır.

Şeyhulİslam İbn Teymiyye (rahimehUllah) bu konu hakkında şöyle demiştir: 

"Sahabelerden, tabiin imamlarından ve selefin cumhurundan gelen görüşe göre ki bu hadis alimleri tarafından desteklendiği gibi "Ehli Sünnet Yolu" olarak (ta) isimlendirilir: İman, söz ve ameldir."




Okumak (e-kitap) için tıklayın: 
SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE İMAN ARTAR VE EKSİLİR

İndirmek için tıklayın:
SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE İMAN SÖZ VE AMELDİR ARTAR VE EKSİLİR


4.1.14

SELEFTE TEKFİR MESELESİ VE CEHÂLETİN MAZERET OLUŞU

SELEFTE
TEKFİR
MESELESİ
VE
CEHÂLETİN MAZERET OLUŞU


Kuşkusuz Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ın akidesi hakkındaki apaçık olan net sonuç, bu akidenin sertlik ve yumuşaklık arasında orta bir yol üzerinde oluşudur. Tıpkı İslam dininin diğer dinler arasında vasat olduğu ve Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ın diğer fırkalar arasında da yine vasat halli olmuş olduğu gibi.

Tüm meselelerde olduğu gibi tekfir meselesinde de yine Ehli Sünnet ve'l-Cemaat, apaçık olarak açıklamış olduğu akidesiyle, bu meselede epeyce ifrata kaçan mürcie mezhebiyle de (zıtlaşıp) vasat olan yolu tutmuştur. Nitekim bu mürcie mezhebi, küfür isminin küfür olarak belirtilen yerlerinde bile ifrata kaçmıştır. Öyle ki onlardan bazıları küfür kelimesinin küfür içermediğini de söylemiş, başka taraftanda yine ifrata düşen diğer bid'at ehli fırkalarla da zıtlaşıp kendilerine muhalefet edenleri tekfir etmiş, bazıları da büyük günahları işleyenleri tekfir etmiştir.

Küfür kelimesi bir basit kelime olmayıp, bilakis önemi büyük olan, vakası, maksadı ve akibeti oldukça ehemmiyet arzeden bir kelimedir. Muhakkak ki bu konunun hükmünü müslümana karşı müsâmahakarsızca ortaya koyanlar ancak cahilliği ve pervasızlığı ile piyasaya çıkmaktadırlar.

Okumak  (e-kitap) için tıklayın:
Selefte Tekfir Meselesi

İndirmek için tıklayın:
Selefte Tekfir Meselesi

22.12.13

SELEFİLİK HAKKINDAKİ YANILGILAR


SELEFİLİK HAKKINDAKİ YANILGILAR

    Okurlara sunduğumuz bu hoş risale Selefiyye hakkındaki yanılgıları gün ışığına çıkarır. Eseri bir kaç yıl önce tercüme edip nette yayınlamıştık, o zamandan beri oldukça ilgi gördü, muhtelif sitelerde ve bloglarda tekrar tekrar yayınlandı ve adeta bu konuda bir kaynak oldu.

   Tercümeyi yeniden gözden geçirip bir kaç yerde diğer çalışmalarımızdan alıntılar yaparak açıklamalar yaptım ve sonuna eserin aslında olmayan fakat metoduna uygun bir sonuç bölümü ekledim, inşeAllah yine doğru yolu arayanlara yol gösteren bir pusula veya karanlıkta ışık tutan bir meşale olur...

                                     
Okuma  için tıklayın (e-kitab):
                                                            SELEFiLIK HAKKINDAKi YANILGILAR

                                                            İndirmek için tıklayın:
                                                            SELEFİLİK HAKKINDA YANILGILAR

RAŞİD HALİFELER HAKKINDA ŞEYH EL-ELBANİ'YE SORULAN BİR SORU



RAŞİD HALİFELER HAKKINDA ŞEYH EL-ELBANİ'YE SORULAN BİR SORU
Soru Soran: Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem), "...benden sonraki raşid halîfelerin sünneti..." kavli ile, "raşid halifelerin" kendi (sallAllahu aleyhi ve sellem) döneminde mevcut olmadığını bildiği halde, "raşid halifeler" sözü ile neyi kasdetmektedir?
Şeyh el-Elbani" diyor ki: Bu sual gafildir. Sorunun tümünde hata vardır. Çünkü bu soru, "...raşid halifeler O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in gününde mevcut değildiler..." şeklinde bitmektedir.
Soruyu soran kişi açıklama getirerek diyor ki: "Halifeler" fikri, O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in zamanında mevcut değildi (ama) O (sallAllahu aleyhi ve sellem), bunu haber vermiştir.
Şeyh Elbâni diyor ki: Allah, "Muhakkak ki ben, yeryüzünde bir halife yaratıyorum"(Bakara Suresi, 30. ayet) buyurmuyor mu? Neden "bilinmiyordu" densin ki? Sonra, onların bilinmediğini farzetsek bile, ortada "örfî lügat” ve "şer'î lügat" olmak üzere iki lügat vardır. "Namazı ikame ediniz ve zekatı veriniz..." Namazı bu rükünlerle ve bu şartlarla kim anlıyor? O halde onları (bu şart ve rükünleri) ortaya koyan O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'dir. Şayet O (sallAllahu aleyhi ve sellem), hilafeti ortaya koymuşsa bunda gariplik nerededir? O (sallAllahu aleyhi ve sellem), bunu ıstılahen kullanmıştır. Üstelik bu (kavram) önceden de bilinmektedir. Fakat sorunun sonunda gelen şüpheler, onun (soruyu soranın) "onlar mevcut değildiler" şeklindeki kavlidir.
Soruyu soran, açıklama getirerek: "Halifeler" fikrinin kendi (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanında mevcut olmadığını bilerek...
Soru soran başka biri açıklama getirerek: Halifeler, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanında, "var olan şahıslar" şeklinde mevcut değildiler. Fakat Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem), kendinden sonra kimlerin halife olacağını bilmiyordu.
Şeyh Elbâni diyor ki: Tamam kardeşim, Allah seni mübarek kılsın, bunun için tekrar diyorum ki: Bu, çok garip bir sorudur. Elhamdulİllah, madem sende bu edebî cüret var, o halde sarih cevabı dinle. Bu gaflettir. Allah bilmiyor mu?
Soru soran diyor ki: Allah, bilir.
Şeyh Elbâni diyor ki: Güzel, olay bitmiştir kardeşim. Allah Resûlu'ne Rabbimiz buyurdu ki: "Kitab nedir, iman nedir, bilmiyordun." (Şûrâ Suresi, 52. Ayet) Allah, O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e bildirdi. -Allah seni mübarek kılsın-, Resûl'ü hatırlamalısın. O (sallAllahu aleyhi ve sellem), bir söz söylediği zaman, o sözü senin gibi benim gibi, yani hata etme ve isabet etme ihtimalimiz bulunan rey ve ictihad (yolu ile) söylemez. O (sallAllahu aleyhi ve sellem), evvela Kur'ân'da, sonra da Resûl (aleyhi's salâtu vesselam)'ın hadisinde geldiği gibi (konuşur).
Kur'ân diyor ki: "İnmekte olan yıldıza andolsun ki, Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir." (Necm Suresi, 1.-4. ayet)
Sünnete gelince; Abdullah bin Amr bin Âs, içinde müşriklerin bulunduğu bir mecliste idi. Bu Abdullah'ın (Allah ondan da babasından da razı olsun) sünneti hıfzetmeye olan hırsındandı. Ümmî olup da yazamayan pek çok sahabinin aksine, O yazıyordu. Bu, onun sünneti hıfzetmeye olan hırsındandır. Yazıyordu ve müşrikler onu azarladılar. Bunda şaşılacak bir şey yok çünkü onlar (müşrikler) ehli dalâlettir. (Müşrikler) dediler ki: Muhammed'in rıza ve gazap ânında söylediklerini mi yazıyorsun? Bu (söz), Onda (Abdullah (radıyAllahu anh)'da) bir şüphe uyandırır gibi oldu; Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e geldi ve müşriklerin kendisine söylediği şeyi anlattı. Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem) ona buyurdu ki: 

"Yaz; Muhammed'in nefsi elinde olana yemin olsun ki O'ndan (Muhammed (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den) haktan başka bir şey çıkmaz (sâdır olmaz)" (Sahihtir. Onu Ebu Davud (3646) tahric etmiş ve İmam Elbâni de es-Sahîha'da (1532) tashih etmiştir.) 

Benimle beraber, "Şüphesiz ki Allah Resûlü (sallAllahu aleyhi ve âlihî ve sellem) kendi katından konuşmaz, Rabbi katından konuşur" şeklindeki bu şer'î hakîkate hazır isen, O, tevilini bilmediği bir şey söyleyebilir mi? Bu sözü biliyor musun? Güzel, o halde bunda ne problem var? Resûl, Sahîh-i Müslim'de buyuruyor ki: "İsrailoğullarını nebîler idare ediyorlardı. Bir nebî ölünce peşinden (başka bir) nebî (geliyordu). Dikkat ediniz, benden sonra nebî yoktur." O halde kardeşim, halîfeler biliniyor idiler. Fakat halîfelerin şahısları (yani ismen kim oldukları) bilinmiyordu ki bu da gerekli değildi.
Soru soran, açıklama getirerek diyor ki: Özetle soru: "Resûl (sallAllahu aleyhi ve âlihî ve sellem)'den sonraki raşid halîfeler (ibaresi ile) kasdolunan nedir?
Şeyh Elbâni diyor ki: Bu, başka bir soru kardeşim.
Soru soran diyor ki: Bu, soru ile kast edilendir.
Şeyh Elbâni diyor ki: Sorun değil. Fakat söylediğin şey, başka bir şeydir. Müslüman âlimlerin icmâsı ile raşid halifeler (ifadesi ile) kasdolunanlar: Ebu Bekr es-Sıddık, Ömer el-Faruk, Osman Zu'nnûrayn ve Ali bin Ebî Tâlib'dir. (Allah hepsinden razı olsun).
Bu dördü üzerinde müttefiktirler. Sonra hadis ehli bu dört zâta, kızı cihetinden Ömer bin Hattab ile (nesep) bağı bulunan Ömer bin AbdulAziz'i de ilave etmişlerdir. İşte bunlar ve sonradan onların sistemi üzere yürüyen, onların yoluna ve menhecine giren idareciler, hulefâ-i râşidîndir. Bunlar bu zamana kadar mevcut olmuş mudurlar, bilmiyorum. Umulur ki o (zaman/dönem), müjdelenen ile gelir. Onlar ikidir: İsa bin Meryem (aleyhi's salâtu vesselam), gökyüzünden iki meleğin iki kanadı üzerinde Şam'ın başkentine indiği zaman -Suriye demiyorum, orası Dımeşk'tir- işte O (İsa (aleyhisselam)), ilk müjdelenendir.
İkincisi: Muhammed bin AbdUllah el-Mehdî. Bunların sonradan onlara ilhak etmesi (katılması) mümkündür. Çünkü onlar, Allah'ın indirdiği ile hükmederler. Onların dışındakiler ise bölmüş ve bölünmüşlerdir. Cevap budur. Umarım Allah'ın izni ile sana cevap vermişimdir...

(Şeyh el-Elbani (rahimehUllah)'ın "Davetimiz" isimli yakında inşeAllah yayınlayacağımız bir risalesinden...)

12.11.13

Kur'ân'ı Nasıl Tefsir Etmeliyiz? Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbani

Kur'ân'ı Nasıl Tefsir Etmeliyiz?
Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbani



Hepimizin İslam'dan zaruri olarak bildiği husus; İslam'ın temeli Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in kalbine Allâhu Teâlâ tarafından indirilen Kur'ân-ı Kerîm'dir. İnsanlardan bir çoğu Arapça'yı biraz bilmekle Allâhu Teâlâ'nın kitabını -ne kadar hevalarına göre anladıklarını söylemesek te- akıllarına göre anlamakta kendilerini hür görebilmektedirler.


Bundan dolayı kendinde ilimden bir şey olan kişilerin üzerine, asrımızda çoğalmaya başlayıp kendisini gösteren, yarım asırdan beri kendilerini Kur'ân'a nisbet eden, kendilerine Mealciler adı veren ve İslam'ın sadece Kur'ân-ı Kerîm'den ibaret olduğu iddiasına kalkışan bu fasid sinsi görüşü iptal etme görevi düşmektedir.

Bugün de geçmiştekine benzeyen yeni bir iddia ortaya atılmıştır ki; önceki grup gibi sadece Kur'ân-ı Kerîm ile
yetinmeyi ortaya açık olarak atmasa bile, bu konuyu yeniden tartışma gündemine sokmaları ve Müslümanların
zihninde şüphe tohumları ekmeye çalışanlar İslam'ın Kur'ân-ı Kerîm'den başka bir şey olmadığını insanlara her
fırsatta aşılamaya kalkışmaktadırlar.

Muhammed Nasıruddin el-Elbani

Okumak için tıklayın (e-kitap):
Kur'ân'ı Nasıl Tefsir Etmeliyiz?

İndirmek için tıklayın:
Kur'an'ı Nasıl Tefsir Etmeliyiz?



5.10.13

Fitne ve Kargaşada Mü'minlerin Özellikleri

Fitne ve Kargaşada Mü'minlerin

Özellikleri


Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır. Ve Allah'tan başka ilah  olmadığına şehadet ederim. Tektir, şerîki/ortağı yoktur. Ve Muhammed'in O'nun kulu ve resûlu olduğuna şehadetederim. Bu ümmetten hiçbir zaman kesilmeyen ilimle bizi bol bol nimetlendirmesi nedeniyle Allah'a çokça hamd olsun. Bu dinin korunması, onun esas ve asıllarının korunması ile bizi nimetlendirmesi sebebiyle Allah'a hamd olsun.

   
Şüphe zamanında ve haller değiştiğinde, Selefin görüşüne muvafık olan doğru bakış üzere hırslı ol.Bize düşen, Allah (celle ve alâ)'ya her hâlükarda takvaya sarılmak; dengeye, hikmete ve şerîate muvafık davranmaya azimli olmak; Selefin Salih'in Menheci'ne uygun davranmada kusur etmemektir.

Hamaset isteyenlerin çoğu eğer sana muvafık olmazsa üzülme. Fakat ümmetin ve Selefi Salih'in Menheci'nin üzerinde durduğu şeyi mutlaka söylemelisin. Çünkü fitneler baş gösterdiği zaman kurtuluş, Kitab'ta, Sünnet'te ve Selefi Salih'in rehberliğindedir.

Okumak (e-kitap) için tıklayın:

30.9.13

SELEFİ MENHEC KURTULUŞUN YOLUDUR

 SELEFİ MENHEC KURTULUŞUN YOLUDUR! 
 Hamd Allah'ındır. Salat ve selam, Allah'ın Resulu'nun, âlinin, ashabının ve onları dost edinenlerin üzerine olsun. Ve ba'du:

 Şüphesiz ki Selefin menheci, akîde ve amel bakımından İslam'ın hak menhecidir. O, bu yönüyle müstakim/dosdoğru çizgiyi ve Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in kendilerinden razı olarak ayrıldığı ilk dönem müslümanlarının üzerinde bulunduğu asıl alanı temsil eder.


 Kelam fırkaları arasında tartışmalar çıktığı ve bu çekişmelerin dînin asılları/temelleri etrafında dönüp durduğu zaman, "Selef" ıstılahı zâhir ve meşhur olmuştur. 


   Herkes Selef'e intisab etmeye çalışmış ve kendi üzerinde bulunduğu durumun, Selefi Salih'in üzerinde bulunduğu durum olduğunu ilan etmiştir.   

okumak (e-kitap) için tıklayın:



1.9.13

KURTULAN TOPLUM FIRKAYI NACiYYE


KURTULAN TOPLUM 
FIRKAYI NACiYYE

   Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Sizden önceki ehli kitab yetmiş iki millete ayrılmışlardı. Bu (İslam) millet(i) de yetmiş üçe ayrılacaktır. (Bunlardan) yetmişikisi ateşte biri de cennetliktir. Bu cemaattır." Ayrıca başka bir hadiste sahabelerin Fırkayı Naciyyenin kim olduğunu sormaları üzerine Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Benim ve ashabımın (yolu) üzere olan." Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ehli kitabın 70 küsur ve müslümanların da 73 fırkaya ayrılacağını haber vermiştir, ve bir fırka hariç her fırkanın ateşte olduğunu söylemiştir.

   Ateşe girmeyecek olan bu taife hiç şübhesiz Allah (subhanehu ve teala)'nın Kitabına ve Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in Sünnetine sarılan Fırkayı Naciyye'dir (Kurtulan Toplum'dur), zira onlar diğer taifeler gibi dinlerine bid'atlar ve hurafeler karıştırmamışlar ve tamamen Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ve ashabı (radiyAllahu anhuma)'nın yoluna sadakatle bağlı kalmışlardır. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) onlar hakkında şöyle buyurur: "Ümmetimden bir taife daima Allah'ın emrine bağlı kalacaktır, muhalefet edenler onlara zarar veremeyeceklerdir."

   Fırkayı Naciyye, Kur'an'ı Kerim'in hükümlerini kabul ve tasdik etmekle onlara uyan, Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve ashabının yolunu aynen takip eden topluluk, cemaat demektir. Fırkayı Naciyye Allah'ın kitabına, yani Kur'an'ı Kerim'e ve Resulunun ve ashabının diliyle nakledilmiş dosdoğru yolunu benimseyip kabul eden ve bunlarla amel eden topluluk manalarına gelmektedir.

   Bu çalışmamızla Fırkayı Naciyyenin Kur'an, Sünnet ve selefin eserlerinde bulunan bilgileri kurtuluşumuz adına türkçe konuşan-okuyan müslümanlarla paylaşmak istedik. Kendi nefsimizden pek bir şey yazmadık, kaynaklarda gelen bilgilerle iktifa ettik, inşeAllah umulur ki fırka fırka olmuş müslümanların yönlerini bulmada bir pusula mesabesinde olur…

okumak (e-kitap) için tıklayın:
KURTULAN TOPLUM FIRKAYI NACİYYE

indirmek için tıklayın:
KURTULAN TOPLUM FIRKAYI NACİYYE