sahih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sahih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.6.17

SAHİH TEFSİR ARAPÇA


nette arapça tefsirleri araştırırken hicri 1419/1998 miladi senesinde yayınlanmış sadece sahih ve hasen rivayetlerle hazırlanmış orijinal -bildiğim kadarıyla alanında bir ilktir- hoş bir tefsir buldum, sizinle bunu paylaşmak istedim:

SAHİH TEFSİR ARAPÇA CİLT 1

SAHİH TEFSİR ARAPÇA CİLT 2


SAHİH TEFSİR ARAPÇA CİLT 3

SAHİH TEFSİR ARAPÇA CİLT 4

EK (tek cilt halinde muhtasar):

SAHİH TEFSİR MUHTASAR ARAPÇA TEK CİLT





18.10.14

KUR'AN GÖNÜLLERE VE BEDENLERE ŞİFADIR Said el-Kahtani

KUR'AN GÖNÜLLERE VE BEDENLERE ŞİFADIR
Said el-Kahtani

Şifâ, sözlükte hastalıktan iyi olmak anlamına gelir. "Allah ona şifa verdi" anlamında "şefahUllahu" denir. "Hastalığından beri oldu, şifa buldu" anlamında da "iştefa" denir. Bu kelime, vücutların şifasından ruhların ve kalplerin şifasına da nakledildi.

Allahu Teâlâ eş-Şâfî'dir, hastalık ve şikayetlere şifa verendir. O'nun şifası iki kısımdır:

Birincisi, manevî ve ruhî şifadır ki, kalp hastlalıklarına verdiği şifa bu nevidendir.

İkincisi maddî şifadır ki bu da vücutların hastalığına verdiği şifadır. Allahu Teâlâ kitabında her iki şifayı da zikretti ve Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'de Sünnet'inde bunu açıkladı.

Kur'an-ı Kerim, kalplerdeki şüphe tereddüt ve şehvet hastalıklarına karşı şifâdır, onlardaki küfür ve nifak pisliklerini yok edip izâle eder.

okumak için (e-kitap) tıklayın:
KUR'AN GÖNÜLLERE VE BEDENLERE ŞİFADIR

indirmek için tıklayın: 
KUR'AN GÖNÜLLERE VE BEDENLERE ŞİFADIR

KUR'AN, SÜNNET VE SELEFTEN İSTİVA HAKKINDA Ahmed bin Hacer



KUR'AN, SÜNNET VE SELEFTEN İSTİVA HAKKINDA 
Ahmed bin Hacer

okumak için (e-kitap) tıklayın:
KUR'AN, SÜNNET VE SELEFTEN İSTİVA HAKKINDA

7.5.14

GÜNÜMÜZDE SELEFİ SALİHİN GİBİ NASIL OLURSUN?


GÜNÜMÜZDE SELEFİ SALİHİN GİBİ NASIL OLURSUN?

Selef imamlarından el-Evzai (rahimehUllah) der ki: "Sünnetin yolunda sabırlı ol ve senden öncekilerin durduğu yerde sende dur. Onların konuştuğu yerde sende konuş ve onların uzaklaştığı şeylerden sende uzaklaş. Selefi salihinin yoluna uy, onlar için yeterli olan senin içinde yeterlidir."  
(Sahih bir senedle, bknz.: Şerh'il-Usul el-İtikad Ehl'is-Sunne ve'l-Cemaah, el-Lalekai)

"Allah'a giden yolda hakem ve kılavuz, sadece Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'dir, Allah (subhanehu ve teala) bunu en güzel şekilde hayata geçiren Selefi Salihin'i sonradan gelen insanlar için örnek bir toplum yapmıştır. Binaenaleyh Selef'in yolu kurtuluş yoludur."
 İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehUllah)





Okumak (e-kitap) için tıklayın:

İndirmek için tıklayın: 
GÜNÜMÜZDE SELEFİ SALİHİN GİBİ OLURSUN?

10.1.14

Bid'atların Tenkidinde ve Bid'at Ehlini Davette SELEF MENHECİ

Bid'atların Tenkidinde ve Bid'at  Ehlini Davette    
SELEF MENHECİ   
Hammud bin Cabir bin Mübarek el-Hârisî
Ümmü-l Kurâ Üniversitesi, Davet ve Din Usûlü Fakültesi Tedris Heyeti Üyesi
    Şüphesiz ki Allahu Teâlâ'ya davetin kabul edilmesi, bu davetin Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in davetindeki menhecine muvafık olmasına ve O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in Sünnet'i ile hidayet bulmuş olmasına bağlıdır. Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
     
"De ki: İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar (işte böyleyiz). Ben Allah'ı tesbih ederim ve ben müşriklerden değilim." (Yusuf Sûresi, 108. ayet)
     
Yani bu, O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in Allah'a bir basîret, yakîn, aklî ve şer'î bir burhan üzere davet ettiği yöntemi, yolu ve Sünnet'idir. (Bkz: Tefsîru-l Kur'âni-l Azîm (2/496), Ebu-l Fidâ İsmail bin Kesir.) Ve Sahabe (radıyAllahu anhum bunu) direkt olarak Resul (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den almıştır. Onların fehmi onları en doğru olana ülfet etmiştir. Fazîlet, makam ve anlayış cihetinden onlardan sonra Tabiîn gelmektedir. İşte Sahabe ve Tabiînden oluşan bu kavim, mü'minler içinde Nebî'lerine en çok tâbi olan Selef'tir. Selef'in menheci, Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in menhecine en muvafık olan menhecdir.
   
Bunun için, tüm ibadet ve davet meselelerinde bu menhecin en derin noktalarını incelemek ve bu menheci ilim, ibadet ve davette doğruya muvafık olmayı umarak tatlı ve serin bir su şeklinde müslümanlara sunmak, araştırmacılar üzerine vaciptir. Şüphesiz ki bu ümmetin âhiri ancak bu ümmetin evvelinin salâh bulduğu ile salâh bulabilir.

Okumak (e-kitap) için tıklayın:
Bid'atların Tenkidinde ve Bid'at Ehlini Davette Selef Menheci
 
İndirmek için tıklayın:
Bid'atların Tenkidinde ve Bid'at Ehlini Davette Selef Menheci

24.12.13

NAMAZA NİYYET NASIL YAPILIR?

                     
NAMAZA NİYYET 
NASIL YAPILIR?

derleyen: Ebu Umeyr bin Muhammed et-Turki

Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Ameller niyetlere göredir..." (Sahih bir hadistir, Buhari,Muslim ve diğerleri rivayet etmişlerdir) 

Taberani sahabeden sahih olarak şöyle nakleder: "Aramızda bir kadına talib olmuş bir adam vardı. Sözü geçen kadının ismi Ummu Kays idi. Hicret etmedikçe adamla evlenmek istemedi. Bunun üzerine adam da hicret etti ve o kadın ile evlendi. Biz de o kişiye Ummu Kays'ın muhaciri diyorduk." (İbn Hacer der ki: Bu, Buhari ve Muslim'in şartına göre isnadı sahih olan bir rivayettir.)

Şöyle ki Mekke'den bir şahıs Medine de ikamet eden Ummu Kays adında bir kadın ile evlenmek için yola çıkar. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve Ebu Bekir (radiyAllahu anh) ile bu şahsın yolları aynıdır, fakat niyetleri farklıdır. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve Ebu Bekir Allah (subhanehu ve teala) için hicret ederken bu adam bir kadın için hicret eder. Bilahare bu adama Ummu Kays'ın muhaciri denilecektir. Yani Allah ve Resulu  için muhacir değil, Ummu Kays için muhacir.

Yukarıdaki hadise binaen tüm ibadetlerin temelini niyetleri oluşturur, ve bu temelin ikinci rüknuda Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in Sünnet'ine muvafık olmasıdır. 


indirmek veya okumak için lütfen tıklayın:




22.12.13

RAŞİD HALİFELER HAKKINDA ŞEYH EL-ELBANİ'YE SORULAN BİR SORU



RAŞİD HALİFELER HAKKINDA ŞEYH EL-ELBANİ'YE SORULAN BİR SORU
Soru Soran: Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem), "...benden sonraki raşid halîfelerin sünneti..." kavli ile, "raşid halifelerin" kendi (sallAllahu aleyhi ve sellem) döneminde mevcut olmadığını bildiği halde, "raşid halifeler" sözü ile neyi kasdetmektedir?
Şeyh el-Elbani" diyor ki: Bu sual gafildir. Sorunun tümünde hata vardır. Çünkü bu soru, "...raşid halifeler O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in gününde mevcut değildiler..." şeklinde bitmektedir.
Soruyu soran kişi açıklama getirerek diyor ki: "Halifeler" fikri, O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in zamanında mevcut değildi (ama) O (sallAllahu aleyhi ve sellem), bunu haber vermiştir.
Şeyh Elbâni diyor ki: Allah, "Muhakkak ki ben, yeryüzünde bir halife yaratıyorum"(Bakara Suresi, 30. ayet) buyurmuyor mu? Neden "bilinmiyordu" densin ki? Sonra, onların bilinmediğini farzetsek bile, ortada "örfî lügat” ve "şer'î lügat" olmak üzere iki lügat vardır. "Namazı ikame ediniz ve zekatı veriniz..." Namazı bu rükünlerle ve bu şartlarla kim anlıyor? O halde onları (bu şart ve rükünleri) ortaya koyan O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'dir. Şayet O (sallAllahu aleyhi ve sellem), hilafeti ortaya koymuşsa bunda gariplik nerededir? O (sallAllahu aleyhi ve sellem), bunu ıstılahen kullanmıştır. Üstelik bu (kavram) önceden de bilinmektedir. Fakat sorunun sonunda gelen şüpheler, onun (soruyu soranın) "onlar mevcut değildiler" şeklindeki kavlidir.
Soruyu soran, açıklama getirerek: "Halifeler" fikrinin kendi (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanında mevcut olmadığını bilerek...
Soru soran başka biri açıklama getirerek: Halifeler, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanında, "var olan şahıslar" şeklinde mevcut değildiler. Fakat Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem), kendinden sonra kimlerin halife olacağını bilmiyordu.
Şeyh Elbâni diyor ki: Tamam kardeşim, Allah seni mübarek kılsın, bunun için tekrar diyorum ki: Bu, çok garip bir sorudur. Elhamdulİllah, madem sende bu edebî cüret var, o halde sarih cevabı dinle. Bu gaflettir. Allah bilmiyor mu?
Soru soran diyor ki: Allah, bilir.
Şeyh Elbâni diyor ki: Güzel, olay bitmiştir kardeşim. Allah Resûlu'ne Rabbimiz buyurdu ki: "Kitab nedir, iman nedir, bilmiyordun." (Şûrâ Suresi, 52. Ayet) Allah, O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e bildirdi. -Allah seni mübarek kılsın-, Resûl'ü hatırlamalısın. O (sallAllahu aleyhi ve sellem), bir söz söylediği zaman, o sözü senin gibi benim gibi, yani hata etme ve isabet etme ihtimalimiz bulunan rey ve ictihad (yolu ile) söylemez. O (sallAllahu aleyhi ve sellem), evvela Kur'ân'da, sonra da Resûl (aleyhi's salâtu vesselam)'ın hadisinde geldiği gibi (konuşur).
Kur'ân diyor ki: "İnmekte olan yıldıza andolsun ki, Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir." (Necm Suresi, 1.-4. ayet)
Sünnete gelince; Abdullah bin Amr bin Âs, içinde müşriklerin bulunduğu bir mecliste idi. Bu Abdullah'ın (Allah ondan da babasından da razı olsun) sünneti hıfzetmeye olan hırsındandı. Ümmî olup da yazamayan pek çok sahabinin aksine, O yazıyordu. Bu, onun sünneti hıfzetmeye olan hırsındandır. Yazıyordu ve müşrikler onu azarladılar. Bunda şaşılacak bir şey yok çünkü onlar (müşrikler) ehli dalâlettir. (Müşrikler) dediler ki: Muhammed'in rıza ve gazap ânında söylediklerini mi yazıyorsun? Bu (söz), Onda (Abdullah (radıyAllahu anh)'da) bir şüphe uyandırır gibi oldu; Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e geldi ve müşriklerin kendisine söylediği şeyi anlattı. Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem) ona buyurdu ki: 

"Yaz; Muhammed'in nefsi elinde olana yemin olsun ki O'ndan (Muhammed (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den) haktan başka bir şey çıkmaz (sâdır olmaz)" (Sahihtir. Onu Ebu Davud (3646) tahric etmiş ve İmam Elbâni de es-Sahîha'da (1532) tashih etmiştir.) 

Benimle beraber, "Şüphesiz ki Allah Resûlü (sallAllahu aleyhi ve âlihî ve sellem) kendi katından konuşmaz, Rabbi katından konuşur" şeklindeki bu şer'î hakîkate hazır isen, O, tevilini bilmediği bir şey söyleyebilir mi? Bu sözü biliyor musun? Güzel, o halde bunda ne problem var? Resûl, Sahîh-i Müslim'de buyuruyor ki: "İsrailoğullarını nebîler idare ediyorlardı. Bir nebî ölünce peşinden (başka bir) nebî (geliyordu). Dikkat ediniz, benden sonra nebî yoktur." O halde kardeşim, halîfeler biliniyor idiler. Fakat halîfelerin şahısları (yani ismen kim oldukları) bilinmiyordu ki bu da gerekli değildi.
Soru soran, açıklama getirerek diyor ki: Özetle soru: "Resûl (sallAllahu aleyhi ve âlihî ve sellem)'den sonraki raşid halîfeler (ibaresi ile) kasdolunan nedir?
Şeyh Elbâni diyor ki: Bu, başka bir soru kardeşim.
Soru soran diyor ki: Bu, soru ile kast edilendir.
Şeyh Elbâni diyor ki: Sorun değil. Fakat söylediğin şey, başka bir şeydir. Müslüman âlimlerin icmâsı ile raşid halifeler (ifadesi ile) kasdolunanlar: Ebu Bekr es-Sıddık, Ömer el-Faruk, Osman Zu'nnûrayn ve Ali bin Ebî Tâlib'dir. (Allah hepsinden razı olsun).
Bu dördü üzerinde müttefiktirler. Sonra hadis ehli bu dört zâta, kızı cihetinden Ömer bin Hattab ile (nesep) bağı bulunan Ömer bin AbdulAziz'i de ilave etmişlerdir. İşte bunlar ve sonradan onların sistemi üzere yürüyen, onların yoluna ve menhecine giren idareciler, hulefâ-i râşidîndir. Bunlar bu zamana kadar mevcut olmuş mudurlar, bilmiyorum. Umulur ki o (zaman/dönem), müjdelenen ile gelir. Onlar ikidir: İsa bin Meryem (aleyhi's salâtu vesselam), gökyüzünden iki meleğin iki kanadı üzerinde Şam'ın başkentine indiği zaman -Suriye demiyorum, orası Dımeşk'tir- işte O (İsa (aleyhisselam)), ilk müjdelenendir.
İkincisi: Muhammed bin AbdUllah el-Mehdî. Bunların sonradan onlara ilhak etmesi (katılması) mümkündür. Çünkü onlar, Allah'ın indirdiği ile hükmederler. Onların dışındakiler ise bölmüş ve bölünmüşlerdir. Cevap budur. Umarım Allah'ın izni ile sana cevap vermişimdir...

(Şeyh el-Elbani (rahimehUllah)'ın "Davetimiz" isimli yakında inşeAllah yayınlayacağımız bir risalesinden...)

12.11.13

SÜNNETE İTTİBAYI EMREDEN 40 AYET

SÜNNETE İTTİBAYI EMREDEN         40 AYET
VE
SELEFİN AÇIKLAMALARI



   Günümüzde müslümanlar grup grup olmuş ve her fırka kendi metoduna, anlayışına ve ayinlerine çağırmaktadır. Yaptıkları bid'atları örtbas edebilmek ve müslümanlar nazarında meşrulaştırabilmek için "bu amel bize gizli bir şekilde nakledildi" veya "ben falancayı rüyamda gördüm ve bana böyle yapmamı emretti" derler, oysa ki din tamamlanmış ve eksik hiç bir şey bırakılmamıştır.



Allah (subhanehu ve teala) bize Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e uymamızı emretmiş O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'de bize uçan kuştan dahi haber vermiştir. Kur'an'da Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e ittibayı emreden bir çok ayeti müşahede edersiniz ve selefin tefsirlerinde ve kitaplarında bunların sıkça tekrarlandığını ve açıklandığını görürsünüz. Bu bilgileri toplamaya çalıştım ve sünnet düşmanlarına karşı silah olarak hazırladım.


Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) doğru yol olan Kurtuluş Fırkasını tavsif ederken şöyle buyurmuştur: "Benim ve ashabımın (yolu) üzere olan..." Sadece bu vasıfta olan alimlerden alıntılar yaptım, zira bu vasıfta olmayanların bırakın kendilerine ümmete hiç mi hiç faydaları dokunmayacaktır, bilakis kendileri saptıkları gibi kendilerine uyan zavallıları da saptıracaklardır. Bu zevatın kendi aralarında bölük pörçük oldukları halde sünnet ehline düşmanlıklarında birbirleriyle ittifak kurup saldırdıklarını görürsünüz, biz bu güruhun arasında ayrım yapmıyoruz, zira Kurtuluş Fırkasının karşısında hepsi birdir...

Okumak için tıklayın:
SÜNNETE İTTİBAYI EMREDEN 40 AYET

İndirmek için tıklayın:
SÜNNETE İTTİBAYI EMREDEN 40 AYET