salih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
salih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.4.18

MÜCMEL SELEFİ SÂLİH AKÎDESİ Şeyh Salih bin Fevzan

MÜCMEL SELEFİ SÂLİH AKÎDESİ
Her kimin itikadı, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve ashabının itikadlarına muvafık olursa, şüphesiz ki o kimse, Allah'ın azabından necat bulur ve Cennete girer. Bunun için, bu akîdeye iltizam eden ve bu akîde üzere sebat eden fırka, "Fırka-i Naciyye (Kurtulan Fırka)" olarak adlandırılmıştır.

Bu fırkanın bu isimle adlandırılmasının sebebi onun, Allah (azze ve celle)'nin azabından kurtulmuş olmasına râcidir. İşte o, yetmişüç fırka arasından bir fırkadır. Diğer fırkalar ise Ateş'tedir -(bundan) Allah'a sığınırız-.

O halde Fırka-i Nâciyye, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den ve Sahabesinden başlayarak Saat'in kıyamı ânında bu Muhammedî ümmetin âhirinin nihayetine kadar her zamanda, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tır.



okumak için (e-kitap) lütfen tıklayın:*
indirmek için lütfen tıklayın:

*e-kitap sitesinde reklam çıkabilir, üst sağdan veya alttan kapatabilirsiniz!

23.6.16

SELEFÎLİĞİN HAKÎKATİ VE ALÂMETLERİ

SELEFÎLİĞİN HAKÎKATİ VE ALÂMETLERİ
ŞEYH SALİH BİN FEVZÂN
(tam metin)

Önemli olan "davetçi" olmak değildir. Önemli olan "hakîkî davetçi" olmaktır. 

Bu da bizi, Selef'in menhecini bilmeye özen göstermeye; Selef'in menhecinin tüm alanlarını, akîde, ahlak ve amel dairesinde öğrenmeye çağırmaktadır.

O, Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in, Sünnete ittibâ ederek Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve ashabını örnek alanların ve Kıyamet kopana kadar onların yolu üzere yürüyen kimselerin menhecidir.

Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: 

"Ümmetimden bir taife […ki bunlar Selef ve Selefîlerdir…] daima hak üzere zahir olacak; Allah (tebâreke ve teâlâ)'nın emri gelene dek, onları perişan etmek isteyenler de onlara muhalefet edenler de o taifeye zarar veremeyeceklerdir." (Buhari ve Muslim) müellif


Okumak için (e-kitap) tıklayın:
İndirmek için tıklayın:

*e-kitap sitesinde reklam çıkabilir, üst sağdan veya alttan kapatabilirsiniz!

7.1.15

SELEFİLİK NEDİR?


SELEFİLİK NEDİR?
ŞEYH SALİH BİN SAAD ES-SUHEYMİ


Ümmet'in Selef'i Resûl'lerin metodolojisini durumlarıyla, detaylarıyla, sözleriyle, eylemleriyle ve inançlarıyla takip etmeyi arzulayan kişilerdir. Bu nedenle gerekli olan, onların rehberliğiyle yönlendirilmek ve onların metodolojilerini izlemektir.

Bu nedenle, Sahabeler ve onları takip edenler ve (bunların) doğru yol(un)dan gitmiş imamlar, takip edilmesi ve metodolojilerinin izlenmesi gereken kişilerdir, çünkü Selefiyye Kitab'ın ve Sünnet'in rehberliğini takip eden bir metodolojidir.

Ve ben "Selefiyye" ya da "Ehl-i Sünnet" ya da "Ehl-i Sünne ve'l-Cemaa" ya da "el-Fırkatu'n-Nâciyye" ya da "Taifet'ul-Mansura" ya da "Ehl'ul-Hak" kelimelerinin eşanlamlı olduğuna ve tek bir anlama çıktığına inanmaktayım. Ve Selefiyye, iddia edildiği gibi bir yenilik değil, bu kelimeler için bir anlamdaştır ve bu anlamını Selef'ten, kendisinden önce gelenden alır. müellif


okumak için (e-kitap) lütfen tıklayın:*
indirmek için lütfen tıklayın:

*e-kitap sitesinde reklam çıkabilir, üst sağdan kapatabilirsiniz!

19.11.14

SELEFİN MENHECİ IŞIĞINDA KUR'AN MEÂLİ

SELEFİN MENHECİ IŞIĞINDA
KUR'ÂN MEÂLİ
(Tashihli ve ilâveli yeni yayın!)

Duyuru: Meâlimizi hazırlarken sureleri/âyetleri karışık, hatta bazı ayetleri parça parça meâllendirdik. Maalesef sonraki gözden geçirmelerimde -çok az da olsa- bazı kelimelerin kasıtsız bir şekilde düştüğüne muttali oldum. Bu dikkatsizliğimiz, bizim çalışmayı  bir an neşretme isteğimizden kaynaklanmıştır. Şu an itibariyle tashihe devam ediyorum ve varsa düşen kelimeleri ilave ediyorum. İnşâAllah bu minvalde devam edeceğiz... 
hazırlayan: Ebu Umeyr bin Mehmed et-Turkî


Daha önce neşrettiğimiz "TEVHİD VE HALİS SELEFİ AKİDENİN BEYANI" isimli risalenin tashihini yaparken mütercim kardeşim Ebu Turab ile neredeyse hiç bir meâlden faydalanamadık. Çareyi tercüme ve teliflerimizde geçen ayetleri yeniden gözden geçirmede bulduk.

Bilâhare İslami bir forumda genç bir kardeşimizin Selef akidesine göre bir Kur'an meâlinin olup olmadığını araştırdığını müşâhede ettim. Buna cevaben birinin -ben bilirim edasıyla- böyle bir meâlin arayışı içine girmenin doğru olmayıp belli bir akideye göre bir meâlin hazırlanamayacağını yazdığını gördüm.

Vâkia ise tam zıddıdır, hazırlanan her meâl hazırlayan tarafından kendi akidesine göre hazırlanmaktadır. Bunun bir örneğini şöyle verebilirim: Meşhur iki hocanın hazırladığı bir meâlde Mülk Suresinin 16. ayetinde geçen "أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ/Semâdakinin sizi yere batırmayacağından emin mi siniz, artık o çalkalandığında?" Allah (subhanehu ve teala)'nın semada oluşunu -herhalde kendilerinin Eş'ari akidesine müntesib olduğundan dolayı- inkar ederek ayeti şöyle tahrif ettiklerine şahid olabilirsiniz: "Gökteki (melek)lerin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?" 

Hani akideye göre meâl hazırlanmıyordu? 

Emin olun adedi 300 civarında diğer meâllerde de daha bir çok akideyle karşılaşacaksınız...

Tüm bu müşkilatları gözönünde bulundurarak Selefin menheci ışığında bir meâlin eksikliğini gidermek için yayınladığımız her çalışmada geçen ayetleri ayet-ayet, sure-sure topladık. Ve uzun bir çalışmamızdan sonra meâlimiz -biiznİllah/Allah'ın izniyle- tamamlandı.

Yukarıda forumda geçen diyaloğa yeniden dönecek olursak, Selef akidesi herhangi bir akide değildir, Selefi akide tek sahih akidedir. Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in, sahabenin, tabiinin, tebe tabiinin ve kıyamete kadar bunların yolunda gidenlerin akidesidir. Diğer fasid akideler ise bunların yolundan gitmeyip heva ve hevesine uyanların akidesidir. Allah (subhanehu ve teâlâ) bizi bu sapık akidelerden korusun. (Amin)

İlk neşir: Zilhicce 1435/Ekim 2014 [son güncelleme: 19 Ekim 2026] 

indirmek için tıklayın:
https://drive.google.com/file/d/1vwptWOAmHBimzrM2ujhZAyRi6UEkVVX_/view?usp=drivesdk

18.10.14

MEŞHUR ÂLİMLERİN ÖLÜM ANINDA SELEF YOLUNA DÖNÜŞÜ Şeyhulİslam İbn Teymiyye


MEŞHUR ÂLİMLERİN ÖLÜM ANINDA SELEF YOLUNA DÖNÜŞÜ 
Şeyhulİslam İbn Teymiyye


Mü'minler içinde Nebî'lerine en çok tâbi olan Selef'tir. Selef'in menheci,Nebî (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in menhecine en muvafık olan menhecdir. 

Bunun için, tüm ibadet ve davet meselelerinde bu menhecin en derin noktalarını incelemek ve bu menheci ilim, ibadet ve davette doğruya muvafık olmayı umarak tatlı ve serin bir su şeklinde müslümanlara sunmak, araştırmacılar üzerine vaciptir. 

Şüphesiz ki bu ümmetin âhiri ancak bu ümmetin evvelinin salâh bulduğu ile salâh bulabilir. 

Şöyle ki akîdesinde, ibadetlerinde, muamelatında, teamüllerinde, edebinde ve ahlakında İslam'ın menheci kesinlikle apaçıktır.  Çünkü bu menhec, Kitap, Sünnet ve Sahabe (radıyAllahu anhum)'un fehminden alınmış bir menhectir.


okumak için (e-kitap) tıklayın:
MEŞHUR ÂLİMLERİN ÖLÜM ANINDA SELEF YOLUNA DÖNÜŞÜ
indirmeK için tıklayın:
MEŞHUR ÂLİMLERİN ÖLÜM ANINDA SELEF YOLUNA DÖNÜŞÜ

20.7.14

ALLAHU TEÂLÂ'NIN ARŞ'ININ ÜZERİNE İSTİVASI VE İLMİNİN KULLARIYLA BERABER OLMASI


ALLAHU TEÂLÂ'NIN ARŞ'ININ ÜZERİNE İSTİVASI VE İLMİNİN
KULLARIYLA BERABER OLMASI


ŞEYH ABDURRAHMAN EL-BERRAK

Kur'an, Sünnet ve İslâm ümmetinin ilk müslümanlarının ittifakıyla sâbittir ki, Allahu Teâlâ yedi kat semâsının üzerinde Arş'ının üzerine istiva buyurmuştur. 

O, en yücedir ve O, her şeyin üzerindedir. O'nun üzerinde hiçbir şey yoktur. Nitekim Allahu Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Allah O'dur ki, semavatı ve arzı ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı, sonra Arş'ın üzerine istivâ etti. Sizin için O'ndan başka bir velî ve bir şefaatçı yoktur. Hâlâ tezekkür etmez misiniz (düşünmez misiniz)?" (Secde Suresi, 3. ayet)

İmam Zehebi (rahimehUllah) "İstiva" hakkında der ki: "(İstiva) ayeti hakkında cumhurun kalblerinde yer eden O'nun misli olmaksızın (Arş'ını) istiva ettiğine dair yakinleridir. İşte onların selim fıratlarında ve doğru zihinlerinde yer eden budur. Eğer bunun başka bir manası olsaydı söylenirdi ve ihmal edilmezdi. Şayet onlardan birisi eğer İstiva'yı te'vil etmiş olsaydı gayretler bu te'vilin nakli hususunda yoğunlaşırdı. Ve nakledilmiş olsaydı şöhret te bulurdu." (Bknz. İmam Zehebi, el-Uluvv)


 okumak için (e-kitap) tıklayın:

indirmek için tıklayın:
 

3.7.14

BİD'AT VE HEVÂ EHLİNİN TEKFİRİ MESELESİ

BİD'AT VE HEVÂ
EHLİNİN
TEKFİRİ
MESELESİ
Şeyhulİslam İbn Teymiyye

Akaid  meselelerinde  çokları  hata  yapanları   tekfir etmişlerdir.  Halbuki   ne sahabeden   ne  de  onlara güzelce      uyan      tabiinden      böyle     bir     görüş bilinmemektedir.        Ne          de        müslümanların imamlarından böyle bir şey duyulmuştur.

Bu görüş aslında hariciler, mu'tezile ve cehmiyye gibi kendilerine muhalefet edenleri tekfir ederek bid'ate düşen fırkaların görüşüdür.

Bu tutum malikiler, şafiiler, hanbeliler ve diğer imamlara tabi olanların çoğunda da görülmüştür. Bunlar da tekfirde bu yolu tutabilirler. Bazıları bütün bid'at ehlini tekfir eder. Sonra bu görüşünden farklı düşünenleri bid'atçı olmakla itham eder. Halbuki bu, aynen haricilerin, mu'tezile ve cehmiyyenin görüşüdür.

Bu görüş, yani her bid'atçıyı tekfir etme, ne dört mezheb imamında, ne de diğer ulemada bulunmaz. Onların içinde her bid'atçıyı tekfir eden kimse yoktur. Bilakis onlardan yapılan sarih nakiller bunun aksinedir. müellif


okuma için (e-kitap) tıklayın:

indirmek için tıklayın:

4.6.14

Ne Zaman Sünnet Ehlisin Ve Ne Zaman Bid'atçısın?


Ne Zaman Sünnet Ehlisin 
Ve 
Ne Zaman Bid'atçısın? 

Şeyh AbdulAziz b. AbdUllah b. Baz
Şeyh Muhammed Nasiruddin el-Elbani
Şeyh Muhammed b. Salih el-'Useymin

Bu çalışmanın konusu "Kişi, ne zaman Ehli Sünnet ve'l-Cemaat Dairesinden Çıkar?" şeklinde özetlenebilir. 9 adet kaynakta geçen metinler tercüme edilerek konu derlenmeye çalışılmıştır. Her bölümde konunun farklı bir noktasına temas edilmeye çalışılmıştır.

Her bölüm başında, o bölümün ihtiva ettiği hususlar kısaca incelenecektir. Umarım okuyucularımıza faydalı olacak bir eser çıkarmak nasip olmuştur.
                          
                             Ebu Turab bin AbdurRahman es-Sivasi 




  okumak için (e-kitap) tıklayın:

indirmek için tıklayın:

23.5.14

Tasavvufun dinde yeri var mıdır? Muhammed bin Salih el-Useymin

Tasavvufun dinde yeri var mıdır? 
Muhammed bin Salih el-Useymin


Soru: En yalın haliyle, tasavvuf hakkında dînin kavli nedir? Tasavvufu nasıl anlamalıyız? Tasavvuf, Allah'ın kullarına helal kıldığı şeyleri terk etmeksizin dünyada zühd içerisinde olmak;  amelin ve niyetin Allahu teâlâ'ya halis kılınması; Allah'ı çokça zikretmek, O (celle celaluhu)'ya istiğfar etmek ve hamd etmek; aynı zamanda dîne ve tasavvufa bulaşan hurafeleri, bid'atları ve insanı küfre götüren şeyleri (bunlardan Allah'a sığınırız) yok etmek olarak temsil ediliyor.

Cevap:
"Bu, uzun ve karmaşık bir sorudur. Bu sorunun içinde sınıflandırılması gereken hususlar vardır. Onları işiten ilim sahibleri, tasavvufu zemmederler; tasavvufçuların, Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ın dışında bir yolu, hak bir yolmuş gibi isbat etmeyi murad ettiklerini açıklarlar. Şüphesiz ki tasavvufçuların bu tutumu zemmedilmiştir.

Tüm Müslümanlara vacip olan, hem akîdede, hem uzuvlarla işlenen zahir amellerde tek bir taife olmalarıdır. O taife de Selefi salihin, Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ın taifesidir. 

Belirli bir tarikat ihdas edip de “ümmetin tarikatı işte budur!” demek, kesinlikle zemmedilecek bir husustur. Çünkü, Allah Resûlü (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sünnetine muhalif olan her bir yol ve her bir yöntem, ne olursa olsun bâtıldır. Bu taifenin (tasavvufçuların) ihdas ettiği amellere gelince; bu amellere bakılır, eğer Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in getirdiğine muvafık ise, bu ameller haktır fakat “bunlar sufilerin tarikatıdır” veya “bu amelleri sufiler ortaya koymuştur” veya “bu amelleri sufiler tanzim etmiştir” veya benzeri bir söz söylemek yakışık almaz. 

Bilakis, “bu ameller, Resûl (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sünnetidir ve aynıyla bu taifeye (sufilere) nisbet edilemez” demek gerekir. Bu şekilde söylenilince, artık zemmi gerektiren sıfata mensup olmaktan düşülür. Dünyada zühd içerisinde olmakla ilgili konuya gelince; şüphesiz ki, Allah azze ve celle'nin helal kıldığı şeyleri terk etmeyi içermeyen veya Ahiret'te fayda verecek şeyleri terk etmeyi içermeyen dünyadaki zühd övülmüştür. İnsana yakışan, dünyanın kendisi için Ahirete bir vesile olmasıdır. Yoksa kişinin tüm arzu ve gayretinin dünyevî olması değildir. İnsan yalnızca dünyayı murad ederse, hem dünyayı hem de Ahireti kaybedebilir. Çünkü Allahu teâlâ şöyle buyuruyor:  

"Kim aceleyi (dünya hayatını) istiyorsa, istediğimize dilediğimizi orada ona acele veririz. Sonra onu cehennem'e koyarız; zemmedilmiş, kovulmuş olarak ona yaslanır. Ve kim âhireti dilerse ve onun için sa'y ile sa'yederse ve o mü'mindir, işte bunların sa'yları meşkûr olur."
(İsra Sûresi, 18. ve 19. âyet)

Tasavvuf ehlinin ihdas ettiği zikirlere ve virdlere gelince; şüphe yok ki bunların, keyfiyeti ile veya vakti ile veya adedi ile ya da sebebi ile şeriata muhalif olanları bidattır ve sahibi inkâr edilir. Çünkü, içinde Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yapmadığı şeyler uydurulan bir ibadet, ibadet olamaz.

Bir ibadet içinde bid'at oldukça ibadet olamaz. Bir ibadetin, ibadet adını alabilmesi için Allah Resûlu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den mervî olması gerekir.

(Bir amelin, ibadet sayılabilmesi için hakkında) sebebi, cinsi, türü, biçimi, zamanı, mekânı, ölçüsü gibi hususlar hakkında şer'î bir delîlin kaim olması gerekir. Bu hususlara dair bir delil yoksa, şüphesiz ki o (amel) bid'at olur, veya içinde bid'at mevcut olur ya da sünnetten uzaklaştığı oranda bid'atımsı olur." 
 Muhammed bin Salih el-Useymin(rahimehUllah)
("Ne Zaman Sünnet Ehlisin?" isimli yayınladığımız kitaptan)




24.4.14

SELEF VE HALEF YOLU Şeyhulİslam İbn Teymiyye



  
    SELEF VE HALEF YOLU 
     Şeyhulİslam İbn Teymiyye

Selef'in bütün yapmak istediği şey Allah Resûlu
(sallAllahu aleyhi ve sellem)'e muvafakat üzere bulunmak
olduğu halde nasıl oluyor da onların bu yolunu
bırakabiliyorlar?

Gerçekten de Selef'in sahip olduğu ilim ve imân nâmına
ne varsa hepsi, Allah'ın kendileri karanlıklardan aydınlığa çıkardığı, Aziz ve Hamîd olanın yolu olan Sırat-ı
Müstakîm'e ulaştırdığı şeylerdi, bunu da Nebîleri
(sallAllahu aleyhi ve sellem)'den elde etmişlerdi.






Okumak için (e-kitap) tıklayın:
 

İndirmek için tıklayın:

11.3.14

Selefî Davet'in müessisi/ kurucusu Allah'tır

    

Selefî Davet'in müessisi/ kurucusu Allah'tır

Şeyh el-Elbani (rahimehUllah)'a şöyle sorulur:

"Size şöyle söylediğiniz nisbet ediliyor: 

'Şüphesiz ki Selefî Davet'in müessisi/ kurucusu Allah'tır.'

Bu doğru mudur? Eğer doğru ise, biz nasıl O (celle celaluhu)'nun nefsine nisbet etmediği bir sıfatı O (azze ve celle)'ye nisbet edebiliriz?"

Bunun üzerine Şeyh (rahimehUllah) şöyle  cevap vermiştir:

"Evet böyle söyledim. Bu sıfat değildir. Dilimizle Allah (azze ve celle)'den bahsetmek, vâki olan hakikatı tabir içindir. Bu, bizim Allah'ı, kendi nefsini vasfetmediği bir şeyle sıfatlandırmamız anlamına gelmez.

Falanca davetin kurucusu filancadır diyene karşılık olarak: 'Kurucusu: Allah'tır' dediğim zaman o, bu oluşun binasını tesis edendir. Bu da, üzerinde alimlerin ittifak ettiği, Allah'a ıtlak edilmesi caiz olmayan vasıflandırma türünden değildir. Tesis, beşerin işinden değildir. O ancak beşerin Rabbinin işidir."

[Not: "Medine Fetvaları" (Sual No: 48) ayrıca yayınlarımızdan "Selefi Davet Usulü"]

9.2.14

İSTİKBAL İSLAM'A AİTTİR - SELEFİ DAVETİN ZAFERİ

İstikbal İslam'a Aittir

Selefi Davetin Zaferi
    
Senelerdir çeşitli hizip ve gruplara Allah (subhanehu ve teala)'nın yardımı gelmemiş ve başarılı olamamışlardır ve olamayacaklardır da, zira davet ettikleri din sürekli kendi menfaatlarıdır. Bir taife ise garibler olduğu halde ve insanlar tarafından hor ve hakir görülse de sürekli Allah (subhanehu ve teala)'nın yardımına mazhar olmuştur ve olmaya devam edecektir, zira Allah'ın Resûlü (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
    
"Ümmetimden bir tâife daima hak üzere olacaktır. Allah'ın emri gelene dek onları hakir görenler onlara zarar veremeyeceklerdir ve bu taife böyle kalacaktır." 

Bu çalışmamızda zaferin ancak Selefi Menhec'e tutunmakla mümkün olduğunu açık açık ilan eden zamanımızın Selefi Davet İmamlarından "Asrın Muhaddisi" ünvanlı Şeyh Muhammed Nasiruddin el-Elbani'nin eserlerinden derlediğimiz bilgileri türkçe okuyan/konuşan müslümanlar ile paylaşmak istedik.


Sünnet düşmanı bid'atçılar kendi aralarında bölük pörçük oldukları halde sürekli Şeyh el-Elbani'yi kötülediğini duyarsınız. Aynen Mu'tezile'nin Ahmed bin Hanbel düşmanlığı gibi, zira bu büyük İmam yılmaz duruşuyla bunların belini kıyamete kadar bükmüş ve devletlerinden olmuşlar ve bir daha kendilerine gelememişlerdir -inşeAllah'ta gelemeyeceklerdir, Şeyh el-Elbani (rahimehUllah)'ta M. Gazali gibi veya kısa bir zaman önce sünnet düşmanlarının saflarında katledilen el-Buti gibilerinin çıkardığı her bir fitneye anında cevab vermiştir.      

okumak için tıklayın (e-kitap): 
 İSTİKBAL İSLAM'A AİTTİR - SELEFİ DAVETİN ZAFERİ 

indirmek için tıklayın:
İSTİKBAL İSLAM'A AİTTİR - SELEFİ DAVETİN ZAFERİ       

Selefi Davet Usulü ŞEYH MUHAMMED NASİRUDDİN EL-ELBANİ

SELEFİ DAVET USULÜ

ŞEYH MUHAMMED NASİRUDDİN  EL-ELBANİ
telif: Amr AbdulMun'im Selim

Okurlara sunduğum bu hoş risale, asrın muhaddisi,    Ehli Sünnet ve'l Cemaat'ın imamı Şeyh Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî (rahimehUllah)'ın ilim talebeleri için ilmî miraslardan biridir.

Bu, faydası büyük bir risâledir. Belki de bu, Şeyh (rahimehUllah)'ın ardında bıraktığı, içinde dinine ve Nebisi (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sünnetine tutkun müslümanın ittibâ etmesi vacip olan Sahih Selefî Menhec'in usûlünün beyanı bulunan (çalışma)ların en önemlilerindendir.

Bu risâlenin aslı, Şeyh (rahimehUllah)'ın Selefî Davet'in usûlü hakkındaki ilmî bir konferansı ve Şeyh (rahimehUllah)'ın hayatı boyunca her zaman davet ettiği Selefî Menhec'e dair kayıtlardır.

Bu risâlenin yayınlanması, gençliğin, içinde bulunduğu durumda kendisine en çok muhtaç olduğu husus olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de bugün revaç bulan, Allah'ın Sırat-ı Müstakîmi üzere olmayan eğri yollara davet eden ve Selefi Salih (radıyAllahu anhum)'un mezhebine muvafık olmayan batıl davalara karşı olarak.

Şeyh (rahimehUllah), bu risâlede, Selefi Salih'in anlayışı üzere Kitab ve Sünnet'e ittiba etme hususunda kendisinde azim olan herkesin intisab ettiği Selefî Menhec'in ve Selefî Davet'in usulünü beyan etmiştir.

Amr AbdulMun'im Selim

Okumak (e-kitap) için tıklayın:
Selefi Davet Usulü

İndirmek için tıklayın:
Selefi Davet Usulü

4.2.14

T E V H İ D VE HALİS SELEFİ AKİDENİN BEYANI

T E V H İ D
VE
HALİS SELEFİ AKİDENİN BEYANI


telif: Şeyh AbdUllah bin Muhammed bin Humeyd


   Hamd, kulları kendisine ibadet/kulluk etmeleri için yaratan, onlara tevhîdini ve taatini emreden Allah'ındır. Lâ ilâhe illAllah'a, O (celle celaluhu)'nun tek olduğuna, rabliğinde ve ilahlığında ortağı olmadığına şehadet ederim. Muhammed (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in, O (celle celaluhu)'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ederim.

   Salat ve selam O Resûle, O'nun âline, ashabına, yoluna tâbi olana, O'nun daveti ile davet edene, din gününe kadar sağlam bir teslimiyet ile teslim olanlara olsun.

   Bu, hurafe ve bid'atların karıştığı her türlü şeyden berî halis Selefî Akîdeyi, bu ümmetin selefinden, sahabeden, tabiinden, onlardan sonra gelen ve müslümanların hidayet ve dirayetlerinde icmâya vardığı muhakkik âlimlerden, muhacir ve ensarın önce geçenlerinden ve onlara ihsan üzere tâbî olanlardan gelen Ehli Sünnet ve'l-Cemaat akîdesini müslümanlar için beyan eden özlü bir risaledir. 
  
Okumak (e-kitap) için tıklayın:
TEVHİD VE HALİS SELEFİ AKİDENİN BEYANI

İndirmek için tıklayın:
TEVHİD VE HALİS SELEFİ AKİDENİN BEYANI

15.1.14

SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE İMAN SÖZ VE AMELDİR ARTAR VE EKSİLİR


SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE                                          
İMAN
SÖZ VE AMELDİR
ARTAR VE EKSİLİR


İman nedir ve nasıl anlaşılması gerekir? İmanın açıklanması ve anlaşılması mühim olduğu için bu konunun açıklığa kavuşturulması kaçınılmazdır.

Şeyhulİslam İbn Teymiyye (rahimehUllah) bu konu hakkında şöyle demiştir: 

"Sahabelerden, tabiin imamlarından ve selefin cumhurundan gelen görüşe göre ki bu hadis alimleri tarafından desteklendiği gibi "Ehli Sünnet Yolu" olarak (ta) isimlendirilir: İman, söz ve ameldir."




Okumak (e-kitap) için tıklayın: 
SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE İMAN ARTAR VE EKSİLİR

İndirmek için tıklayın:
SELEF VE EHLİ SÜNNET'TE İMAN SÖZ VE AMELDİR ARTAR VE EKSİLİR


4.1.14

SELEFTE TEKFİR MESELESİ VE CEHÂLETİN MAZERET OLUŞU

SELEFTE
TEKFİR
MESELESİ
VE
CEHÂLETİN MAZERET OLUŞU


Kuşkusuz Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ın akidesi hakkındaki apaçık olan net sonuç, bu akidenin sertlik ve yumuşaklık arasında orta bir yol üzerinde oluşudur. Tıpkı İslam dininin diğer dinler arasında vasat olduğu ve Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ın diğer fırkalar arasında da yine vasat halli olmuş olduğu gibi.

Tüm meselelerde olduğu gibi tekfir meselesinde de yine Ehli Sünnet ve'l-Cemaat, apaçık olarak açıklamış olduğu akidesiyle, bu meselede epeyce ifrata kaçan mürcie mezhebiyle de (zıtlaşıp) vasat olan yolu tutmuştur. Nitekim bu mürcie mezhebi, küfür isminin küfür olarak belirtilen yerlerinde bile ifrata kaçmıştır. Öyle ki onlardan bazıları küfür kelimesinin küfür içermediğini de söylemiş, başka taraftanda yine ifrata düşen diğer bid'at ehli fırkalarla da zıtlaşıp kendilerine muhalefet edenleri tekfir etmiş, bazıları da büyük günahları işleyenleri tekfir etmiştir.

Küfür kelimesi bir basit kelime olmayıp, bilakis önemi büyük olan, vakası, maksadı ve akibeti oldukça ehemmiyet arzeden bir kelimedir. Muhakkak ki bu konunun hükmünü müslümana karşı müsâmahakarsızca ortaya koyanlar ancak cahilliği ve pervasızlığı ile piyasaya çıkmaktadırlar.

Okumak  (e-kitap) için tıklayın:
Selefte Tekfir Meselesi

İndirmek için tıklayın:
Selefte Tekfir Meselesi